06 Mayıs 1972!..

Mayıs 6, 2008

6 Mayıs 1972 sabaha karşı Ankara Merkez Cezaevi Avlusu…

1968 öğrenci harekatının lideriydi. Arkadaşlarıyla birlikte Türkiye’nin tam bağımsız ve emperyalist düzene karşı olması için yoğun bir çaba sarfetmişlerdi. Bunun sonucunda halkı bilgilendirmek ve seslerini daha iyi duyurabilmek için ellerinden geleni yapmışlardı.

Deniz ve arkadaşları 1967 yılından 1972 yılına kadar sayısız eylem yapıp, sayısız gözaltına alındılar. Ağızlarından dökülen “Tam bağımsız Türkiye” dışında başka birşey olmadı. 1971 yılının 12 Mart’ında yaşananlar 68 kuşağını Türkiye’den silmek ve bitirmekti. Bunda da başarısız (!) oldukları söylenemez.

12 Mart darbesinin ilk günlerinde Deniz ve Yusuf Sivas’a gitmek üzereyken, Gemerek’te yakalandılar. Bu süreden sonra yaşanan olaylar 1960 devriminin bir intikamı olarak kurgulanmıştı. 1960 yılında idam edilen üç devlet adamına karşı Denizlerinde idamı istenmekteydi. Kıssasa kıssas…

Uzun bir gözaltı ve yargılamadan sonra 06 Mayıs 1972 yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi. Dönemim yönetimi bu gençlerin naaşlarından da o kadar korkuyordu ki yanyana defnedilmelerine dahi izin vermedi.

Aradan geçen 36 yıllık sürede 68 kuşağından geriye sadece kitaplıklardaki anılar, filmler ve diziler kaldı.

Bugün 06 Mayıs 2008. Deniz ve arkadaşları idam edildi!…

Bugün 2 Mayıs. Yüzyıldan fazla süredir kutlanan İşçi Bayramı’nın ertesi günü, Türkiye’de 1 Mayıs hep sorunlu geçmiştir. 1925 yılından 1935 yılına kadar yasaklı olan bayram daha sonra 12 Eylül ihtilaline kadar kutlanmış ve ondan sonra tekrar yasaklanmıştır.

1 Mayıs 2008 günü işçi sendikaları, sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler 1977 yılında yitirdikleri arkadaşlarını, yitirdikleri yerde anmak ve bayramı kutlamak için Taksim Meydanı’nda toplanmak, bayramlarını orada kutlamak istemişlerdir.

Bir aydan beri DİSK, KESK, TÜRK-İŞ ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla, İstanbul’un mülkiye amiri arasında yaşanan soğuk savaş(!), Vali Güler ve kolluk güçlerinin galibiyeti (!) ile sonuçlanmıştır. Vali, “Orantılı güç kullanacağız.” “İstihrabat aldık, Taksim’de olaylar olacak.” “Yanağını uzatana sert vurmayacağız.” “Kanunların bize izin verdiği ölçüde şiddet uygulayacağız.” gibi açıklamalar yapmıştır. Ve bu açıklamalar 1 Mayıs sabahı saat 06.30′da başladı. Hem de DİSK Genel Merkezi’nde!..

İnsanları korku psikolojisiyle yıldıran bir mülkiye amiri olabilir mi? Ya da can ve mal güvenliğinden sorumlu iki kişi vatandaşlara bunu yapabilir mi? Bunu düzen hangi demokrasiye? hangi özgürlüğe? uygundur. İktidar kendisine yapılanlara karşı ne kadar demokrasiden ve özgürlükten bahsediyorsa, diğer düşüncelere ve diğer sınıflara da aynı ölçüde yaklaşım göstermek ZORUNDADIR.

22 Temmuz seçimlerinden sonra Başbakan partisinin genel merkezinden televizyon kameralarının ve orada toplanan vatandaşlara seslenirken “Ben sadece yüzde 47′nin başbakanı değilim.” demişti. Bu söylemi sanırım 23 Temmuz mesai bitimine kadar sürdü. Çünkü daha sonra yaşananlar başbakanın gerçekçi olmadığını ne yazık ki gözler önüne serdi!

Konumuza geri dönecek olursak, dün Vali ve Emniyet Müdürü C. Cerrah İstanbul’u yaşanmaz hale sokmuştur. Devletin vatandaşı koruma ve kollaması için sunduğu imkanlarla vatandaşları dövmüş, gazlamış ve gözaltına almıştır. Daha sonra Cerrah açıklama yaparak izleyen ve dinleyenleri hayretler içine düşürmüştür.

Peki şimdi buradan İçişleri Bakanı B. Atalay’a sormak istiyorum. Vali Güler ve Emniyet Müdürü Cerrah hakkında bir soruşturma açılmayacak mı? Polisleri vurun, kırın, asın emirleri verenler adalet önünde hesap vermeyecek mi? Adalet Bakanı M. Ali Şahin siz bu duruma da Yargıtay Başsavcısı’nın AKP hakkında açtığı dava sonucunda “Davayı ciddiye almıyorum” demiştiniz. Dünkü yaşananları da mı ciddiye almıyorsunuz?

Son olarak İstanbul ve Türkiye tarihine kötü bir yaprak daha eklemiştir. Bunun sorumluları cezalandırılmalıdır. Sahi Vali Güler dün akşamdan beri nerede?..