Demokrasi mi yoksa Fetokrasi mi?
Temmuz 7, 2008
Uzun aradan sonra tekrar merhaba..
Yazamadim bir süre, ne zaman yazmak istesem son dakika golü yedim kendimden. Neyse ki bu sefer son dakika golü yemeden yazacağım düşüncelerimi! Malumunuz ülke bir “Darbeciler”dir aldı başını gidiyor. Emekli askerler, işadamları, gazeteciler, profesörler ve iki elin parmaklarını geçemeyecek sayıdaki siyasiler..
Geçen sene haziran ayında Ümraniye’de ortaya çıkan el bombalarından sonra ülkede bombalar ardı ardına patlıyor. Zamanın Dışişleri Bakanı şimdinin Cumhurbaşkanı A. Gül, “Bekleyin bunun ardından neler çıkacak göreceksiniz.” diyor. Başbakan “Darbecileri yakaladık, sonuna kadar gideceğiz.” diyor. Bu çok büyük (!) davayı yöneten 3 savcı var. Bu kadar büyük, bu kadar geniş, bu kadar önemli davayı 3 savcı bey yönetiyor. Tabi görünürdeki savcı sayısı bu, yoksa Y. Şafak, Zaman Gazetesi, Star Gazetesi, Sabah Gazetesi, Taraf Gazetesi ve bu mühim gazetenin yazarları da savcılık rolünü almışlar ülkeyi karanlıktan aydınlığa çıkaracaklar!..
Mart ayında ses getiren gözaltılardan önce Yargıtay Başsavcısı A. Yalçınkaya AKP hakkında kapatma davası açtı. Ardından Ergenekon fırtınası başladı. O zaman savcının 7 ceddine kadar inenler şimdi Z. Öz ve diğer savcıların arkasında duruyorlar. Adalete güvenmeye başladılar ansızın, polis baskınları gibi…
Neyse konuyu daha fazla bölmeyelim. Ergenekon fırtınası, hükümetin ve yandaş medyanın kalemşörleri tarafından son sürat devam ediyor. Şener Eruygur ve Hurşit Tolon başta olmak üzere 58 tutuklu ile darbeciler yakalandı! 1. Ordu komutanlığı ve Ege Komutanlığı görevini sürdürürken, Jandarma’nın 1 numaralı ismiyken yapamadıkları darbeyi şimdi yapacaklar bu beyler hem de askerler ve subaylar destekli değil gazeteci ve işadamlarıyla birlikte yapacaklar!..
Bu iddialar ne kadar gerçek ne kadar inandırıcı olacak bunu yakın zamanda göreceğiz. AKP’nin demokrasi gerçek bir demokrasi mi yoksa fetokrasi mi? Bunu bize zaman gösterecek.
Saat 05.00
Mayıs 3, 2008

Saat 05.00
Devletin (ya da Fethullah Gülen’in) polisi mesaiye başlıyor! Sabah ezanıyla birlikte! Sizin de kapınız çalınırsa şaşırmayın, ürkmeyin, rüya gördüğünüzü düşünmeyin! Yaşananlar 12 Mart veya 12 Eylül’den çıkma durumlarını andırabilir. Ama takvim yaprakları 2008′i göstermektedir.
Neden sabah güneş kendini göstermeden? Çünkü korku siyaseti böyle olmasını istiyor. AKP ve örgütlenmesi, muhalifleri böyle sindireceğini düşünüyor. Geçmişte olduğu gibi… Peki bunu yaparken gözaltına alınan isimler dikkatinizi çekiyor mu? 68 kuşağının tanıdık isimlerden Gençay Gürsoy, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 12 Mart işkencesini yaşamış gazeteci İlhan Selçuk ve eski İstanbul Üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu.
AKP’lilerin unuttukları birşeyler var ki bu isimleri sindirmek imkansız, bu isimleri susturmanız imkansız. Çünkü bu isimler sizin şimdi yaşattıklarınızı 35 – 40 sene önce yaşadılar ve korkusuzca haklarını – ideolojilerini savundular. Boşa çaba sarfetmeyin. Eğer haklı (!) olduğunuzu düşünüyorsanız karanlık yolları kullanmayın.
Saat 05.00′da polis değil, rüya görmeniz dileğiyle…
O degil de Vali Güler nerede?
Mayıs 2, 2008
Bugün 2 Mayıs. Yüzyıldan fazla süredir kutlanan İşçi Bayramı’nın ertesi günü, Türkiye’de 1 Mayıs hep sorunlu geçmiştir. 1925 yılından 1935 yılına kadar yasaklı olan bayram daha sonra 12 Eylül ihtilaline kadar kutlanmış ve ondan sonra tekrar yasaklanmıştır.
1 Mayıs 2008 günü işçi sendikaları, sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler 1977 yılında yitirdikleri arkadaşlarını, yitirdikleri yerde anmak ve bayramı kutlamak için Taksim Meydanı’nda toplanmak, bayramlarını orada kutlamak istemişlerdir.
Bir aydan beri DİSK, KESK, TÜRK-İŞ ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla, İstanbul’un mülkiye amiri arasında yaşanan soğuk savaş(!), Vali Güler ve kolluk güçlerinin galibiyeti (!) ile sonuçlanmıştır. Vali, “Orantılı güç kullanacağız.” “İstihrabat aldık, Taksim’de olaylar olacak.” “Yanağını uzatana sert vurmayacağız.” “Kanunların bize izin verdiği ölçüde şiddet uygulayacağız.” gibi açıklamalar yapmıştır. Ve bu açıklamalar 1 Mayıs sabahı saat 06.30′da başladı. Hem de DİSK Genel Merkezi’nde!..

İnsanları korku psikolojisiyle yıldıran bir mülkiye amiri olabilir mi? Ya da can ve mal güvenliğinden sorumlu iki kişi vatandaşlara bunu yapabilir mi? Bunu düzen hangi demokrasiye? hangi özgürlüğe? uygundur. İktidar kendisine yapılanlara karşı ne kadar demokrasiden ve özgürlükten bahsediyorsa, diğer düşüncelere ve diğer sınıflara da aynı ölçüde yaklaşım göstermek ZORUNDADIR.
22 Temmuz seçimlerinden sonra Başbakan partisinin genel merkezinden televizyon kameralarının ve orada toplanan vatandaşlara seslenirken “Ben sadece yüzde 47′nin başbakanı değilim.” demişti. Bu söylemi sanırım 23 Temmuz mesai bitimine kadar sürdü. Çünkü daha sonra yaşananlar başbakanın gerçekçi olmadığını ne yazık ki gözler önüne serdi!
Konumuza geri dönecek olursak, dün Vali ve Emniyet Müdürü C. Cerrah İstanbul’u yaşanmaz hale sokmuştur. Devletin vatandaşı koruma ve kollaması için sunduğu imkanlarla vatandaşları dövmüş, gazlamış ve gözaltına almıştır. Daha sonra Cerrah açıklama yaparak izleyen ve dinleyenleri hayretler içine düşürmüştür.
Peki şimdi buradan İçişleri Bakanı B. Atalay’a sormak istiyorum. Vali Güler ve Emniyet Müdürü Cerrah hakkında bir soruşturma açılmayacak mı? Polisleri vurun, kırın, asın emirleri verenler adalet önünde hesap vermeyecek mi? Adalet Bakanı M. Ali Şahin siz bu duruma da Yargıtay Başsavcısı’nın AKP hakkında açtığı dava sonucunda “Davayı ciddiye almıyorum” demiştiniz. Dünkü yaşananları da mı ciddiye almıyorsunuz?
Son olarak İstanbul ve Türkiye tarihine kötü bir yaprak daha eklemiştir. Bunun sorumluları cezalandırılmalıdır. Sahi Vali Güler dün akşamdan beri nerede?..
Merhaba
Mayıs 2, 2008
Bu benim blog dünyasındaki ilk yazım. Aslında internet dünyasıyla tanışalı 10 yılı geçti. Blog sitelerinin yaygınlaşalı da yaklaşık 4-5 sene oldu ama kendimi ifade etmek için hiç blog sitesi açıp, buradan daha çok kişiye ulaştırmak bana hep zor ve sıkıcı geldi. Peki neden şimdi böyle bir yol izliyorum? Sanırım artık kendimi daha çok kişiye ulaştırmam gerektiğini düşünüyorum. Ve içinde bulunduğumuz dünyanın gerçekten kirlendiğini hissedebiliyorum.
Yıl 2008… Uzay çağı! Bu uzay çağı bu kadar vahşi, merhametsiz, insafsız ve kötü mü? Eğer öyleyse ben buna başkaldırıyorum… Eğer buysa ben geri dönmek istiyorum. İlerleyip gelişeceğimize daha kötüye gidiyoruz insan olarak.
Dünyanın her yerinde savaş, her yerinde bomba, her yerinde açlık ve çağdışı olaylar yaşanmakta. Bu durumda beni oldukça rahatsız etmek.
İlk yazımda böylelikle genel çerçevede bir giriş yapayım istedim. Bundan sonra yazacaklarımda konulara daha ayrıntılı inceleriz diye umuyorum.
Güzel günler yaşamak ve paylaşmak üzere…

